Amerikalı Misyonerin Yıldıztepe'de Yaşadığı Bir Anı
28 Temmuz 1864 Perşembe
...Şimdi dar bir vadiye girdik ve bu vadinin doğu kenarını takiben yola devam ettik. Burası verimli bir yerdi. İçindeki küçük ırmak kuzey istikameti olan Zile'ye doğru akıyor ve yolu üzerinde birkaç tane un değirmenini besliyordu. Engebeli bir arazinin üzerinden yola devam ettik ve 12.30'da Yeğin Müslüman isimli Türk köyüne girdik. (Yıldıztepe Kasabası)
Köyün etrafında bağlar ve bahçeler gördük. Araştırdığımızda bunlardan birisinde kira ödeyerek kalabileceğimizi öğrendik. Kerpiç bir duvarla sık ekilmiş meyve bahçeleri ile çevirili olduğundan gayet gölgelikti. Buraya ulaşmanın tek yolu derenin üzerine atılmış tek bir kalastan oluşan köprüden ve köprünün bitimindeki küçük kapıdan geçmek olduğu için meraklıların rahatsız etmelerine karşı iyi bir sığınaktı. Dahası yakında atlarımız için kocaman bir de ahır vardı. Bu harika yerde çadırlarımızı kurduk ve çok geçmeden kendimizi evimizde hissettik. Çadır, üst kısmında bir asma bitmiş üç Türk azizinin mezarının yakınında durmaktaydı.
Kutsal yerle ilgili özel görevi olan köyün İmamı çok geçmeden bizi ziyaret etti, tanışma ve genel konulardan konuştuktan sonra kendi rahat ve huzurumuz için burada kalmamamızı tavsiye ederek:
"Günlerden Perşembe ve şurada mezarı bulunan aziz(Evliya), Perşembe'yi Cumaya bağlayan gece mezarından çıkıp ellerini ve ayaklarını yıkayarak namaz kılmayı adet edinmiştir" dedi.
İmam böyle durumlarda yabancılara (Gayrimüslimlere) sıkıntı vermeye eğilimli gözüküyordu ve bu nedenle onun yolundan çekilsek iyi olurdu. Ben kendisine bu tür insanları bildiğimizi ve bizi rahatsız etmelerine asla izin vermeyeceğimizi söyleyerek:
"Bir sinek vızıltısı bile bizi uyandırır. Köpeklerimiz asla uyumaz, 25 -30 kovan alan ateşli silahlarımız atışa hazırdır, birkaç atışımız hedeften şaşsa bile - ki asla böyle bir huyları yoktur- geri kalanların huzurumuzu bozanlara hafife alınacak insanlar olmadığımızı öğretir" dedim.
İmam "Hayır, ona nişan alsanız da silahınız patlamaz" dedi.
"İyi! öyleyse, sizi tehdit ederek saygısızlık yapmayacağız ya da onun azizliğine (Evliyalığına ) zarar vermeyeceğiz. Eğer silahlarımız ateş almazsa biz gelen kişinin o olduğunu anlayıp, bu durumda ilerlemesine izin vereceğiz. Ancak silahlarımız patlarsa gelenin kesinlikle bir hırsız olduğunu anlayıp onu öldürünceye kadar ya da Aman! diye bağırıncaya kadar tekrar tekrar ateş edeceğiz. Silahlarımız İngiliz silahı, asla patlamazlık etmezler. Görüyorsun ya daha önce gördüğün her şeyden farklılar!" dedim.
Bunu duyunca yüzü buruştu. Belki de bu konuşma bizi bir gece ziyaretinden kurtaracaktı. Kendimizi çok yorgun hissetmesek ve uykuya ihtiyacımız olmasaydı, biraz korkmuş gibi görünerek uyanık din adamının bizi ziyaret etmesini sağlayıp ona hayatı boyunca unutamayacağı bir korku yaşatırdık.
İmam ertesi sabah geldi ve gülümseyerek, gece bir şey görüp görmediğimizi sordu. Ben de:
"Ciddi bir şekilde duvarın öteki tarafından gelen hafif bir ses duyduk gibi geldi ve köpeklerimiz havladı, ancak bir şey göremeyince ateş etmedik" dedim. O zaman göz kırptı ve fısıldayarak:
"İşte bu o idi" dedi...
Henry John Van-Lennep - Travels in Little-Known Parts of Asia Minor
Araştırmacının Notu: Yorumu ve değerlendirmeyi size bırakıyorum. Bence imam türbeye duyduğu saygı nedeniyle bu adamları çevreden uzaklaştırmak istemiş. Ancak bu adamlar imamın hırsızlık yapma niyeti olduğunu düşünerek onu korkutmak istemişler.
