Hiçbir Şey Eskisi Gibi Değil - Mustafa Çağlar
Yoktur hiçbir şeyin eski tadı. Ne bayramların, ne de düğünlerin... Geçenlerde bağlara doğru gezinmek istedim. O da ne! Bir baktım bağların çoğu sürülmüş, tarla olmuş buna bizim bağ da dâhil. İçimi bir hüzün kapladı. Acıdı yüreğim birden. Üzüldüm. Bağların eski hali geldi gözümün önüne. Yük yük kesilen üzümleri hatırladım. Kazan kazan kaynatılan pekmezler geldi gözlerimin önüne. Hayıflandım birden...
Ramazanın yaz günlerine geldiği zamanlar geldi aklıma. Teravihten sonra bağlara kiraz ya da vişne yemek için geldiğimiz günleri gülerek geçirdim aklımdan. Şimdi vişne de kalmamış kiraz da dedim. Gündüzleri gezerek gelip üzüm yemek için bağlara bekçi memur dayının düdük sesi geldi kulaklarıma. Kısaca yoktu hiçbir şeyin eskisi kadar tadı.
Oradan köye doğru yürüdüm. Mezarlıktan geçerken aslında okunmaması gerektiğini bildiğim halde bazı mezar taşlarının üzerini okudum. Kimler yoktu ki orada. Hepsi bir bir geldi gözümün önüne. Tabiî ki hayatta iken görüp tanıdıklarım. Belki yüzlercesi hep toprak olmuşlardı. Mekanları cennet olsun. Fatihamı okuyup ayrılırken birden rahmetlik Totos Dayının mezarını gördüm. Hafif bir gülümsedim. Sebebi çok özeldi. Yaklaşık 10 yaşlarındaydım sanırım. Ramazan bayramı için Zile'ye gitmiştik alışverişe. Babam bana bayramlıklar almış müthiş sevinçli idim. Bu arada çarşıda bir şapkacıdan hasırdan fötr bir de şapka almıştım.
Sevinç içinde köye gelmiştik hemen. Gelir gelmez köye caminin önüne koştum kafamda fötrümle. Caminin önünde baya bir kalabalık vardı. Bunlardan biri rahmetlik Totos Dayı idi. Ben yanlarından geçerken Çandırlon Hasan Dayı beni yanına çağırdı. Ben de gittim "Buyur Hasan Dayı" dedim; şapkamı istedi verdim ben de. Tabiî ki olacaklardan habersiz yoksa verir miydim hiç? Şapkamı aldı rahmetlik Totos Dayı. Kafasına koymasıyla benim şapka Totos Dayı'nın ellerinde param parça olması saniye sürdü. Ben tabiî ki müthiş şekilde ağlıyordum. Çok üzülmüştüm. Çok sevdiğim şapkayı ancak 1 saat dahi giyememiştim.
İşte bu olay aklıma geldi beni yıllar öncesine götürdü. Toprağın bol olsun Totos Emmi. Oradan Kerim'in bahçeye indim. Tabi şimdi orası ev doldu. Bizim zamanımızda orası köyün Ali Sami Yen Stadı idi. Her akşamüstü orada top oynamak bir gelenek olmuştu. Her gün maldan kaçıp dayak yesek de mutlaka Kerim'in bahçede top oynayacaktık. Tabiî ki bize kabir takımından sıra gelirse. Bunlar kimi hemen sayayım. Rahmetlik Bebüş (Maradona) demek daha doğru olur en az onun kadar kıvraktı. Harun Bey (Uğur Tütüneker), Velinin Sadığın Veli (İlyas Tüfekçi); şimdi okurken kesin gülecek Fahri Bey (Oğuz Çetin), Gocarı Çerez'in Bilal, Tayır ve daha kimler... Hepsinin sesini duyar gibi oldum. Sanki Harun rovaşata yapmış da Fahri onla dalga geçiyormuş gibi gözümün önüne geldi. Şimdi birini babası çağırsa da biz girsek diye bekleyen ben ve benim gibi daha kimler geldi gözlerimin önüne. Şimdi top oynayan da yok. Top oynamak için yer de yok. Aslında o takımı kuracak arkadaşlıklar da yok. En üzücü olanı da bu...
Her şey geçmişte her şey eskide kaldı. Ben şimdi de istiyorum dostluğu, kardeşliği, sevgiyi, arkadaşlığı, n'olur bunları yaşatalım. Çocuklarımıza öğretelim. Onlar bari unutmasınlar. Sevgiyle kalın. Hoşcakalın.
Mustafa Çağlar - Zile (Ocak 2008)

